Genel Gündem Köşe Yazıları Manşet

BAYRAMLAR: BİR MİLLETİN HİSLERİ

Bayram,  ”ulusal ya da dinsel yönden önemi olan, kutsal sayılan ve ulusça kutlanan gün”  anlamlarına geliyor Google üzerinden arattığımızda…

Bazı kelimeler tarifsizdir. Bazı kelimeler ise tarifi boldur. Bazıları ise, herkesin kendince yüklediği anlama göre değişebilir. Büyüttüğü, beslediği bir karakter yüklüdür o kelimenin içinde. Anlaşılması güçtür zaman zaman. Eline kalemi alan her insan(nerdeyse,  her insan) kelimelerle oynamayı çok sever. Kavramlar soyut oldukları için keser, biçer ve çeşitli hallere getirebilir. Bu yazarın elinde olan bir durumdur.

Bana göre de bayram kelimesi üzerinde oldukça durmamız lazım, hazır Ramazan Bayramı’na girmek üzereyken. Tarifimize göre ulusal ya dinsel yönden önemli olan diye geçiyor. Ulus nedir? Şimdi her kelimenin altında yatanı, anlamaya, tekrar tekrar açıklamaya kalkarsak yazı baya bildiğiniz kelimelerin tek tek incelenmesi üzerine kurulu olacağı için bunu yazı içerisinde yapmıyorum. Siz, okuduğunuz her kelime için kafanızdaki o kavram haritaları biraz mücadele etsin.

Yazımın başlığında millet ifadesi geçiyor. Tanımla gayet uyuyor.

İşte ben aslında biraz basit gibi görünen olayları daha çetrefilli bir rotaya sokuyorum bu yazıyla. Sıradan bir ”Bayram geldi, ne güzel geldi, güle güle” demiyorum. Her zaman sıklıkla dile getirdiğimiz, kaleme aldığımız kelimeleri düşünelim istiyorum. Onlara atfediğimiz değerlere bakın diyorum.

Her ailenin bir bayram ritüeli vardır. Kimi aile çok kalabalık olduğu için bayramın ilk gününden son gününe kadar devamlı hareket içindedir. Aile içinde adeta bir ”Kavimler Göçü” yaşanır. Bu göçler neticesinde, Avrupa’nın siyasi haritası değişmez ama bayram harçlığını aldığı için sevinen bir çocuğun ruhu hali değişir ailenin içinde.  Misafirleri ağırlamaktan memnuniyet duyan yaşlı amca ve teyzeler barındırır bu aileler içinde. Taa, yüzlerce kilometre yol tepmiş insanlar uzaklardan yola çıkar bayram için. Bayram, bayram olsun diye.

Kimi aileler de çok yoğun bir iş hayatı olduğunu söyleyerek, bayramlarda tatil yapmak adına deniz kıyısına, bir otele gitmeyi tercih ediyor. Bu da bir ritüel, alışkanlık.

Eller bayramda en gözde olan organlardandır. Eller, gençlerce yaşça büyük olan kişilere gider. O eller öpülesi ellerdir.  Çocukların bazıları öpmek istemese dahi bir süre sonra el öpmek olayının karın doyurmadığını, kilo verdirmediğini anlasa bile o anın manevi gücünün farkına varır. Bu yine düşünme kabiliyetleriyle doğrudan orantılıdır.

Şeker, bayramda en çok tüketilen besindir. Gaziantep şehrimizin Türkiye (hatta dünyaya) en güzel hediyelerinden biri Kuva-yı Milliye ile şehri Fransızlara teslim etmeyerek, mücadele ettiğini kanıtlaması, emperyalist güçlere boyun eğmediğini göstermesidir. Bunun yanı sıra mutfağı çok zengindir. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne boşuna girmedi değil mi yahu? Ha, bayram için bahsedecek olursak bu hediye Baklava’dır. Baklava, bayram denildiği takdirde aklımıza ilk gelen metaların başında gelir. Baklava haricinde küçük şekerler de bol bol sunulur. Reklamlar bol bol şeker reklamlarıyla televizyon ekranlarını kapsar.

Ama bunların haricinde, bayram işi gönül işidir. Gönüllere hitap etmeyi bilenler, gerçekten bayramları yaşayanlardır. Hissiyat, öyle herkeste olacak bir iş de değildir. Kalpleri ile konuşanlar bir tek bayramı değil diğer bütün duygu yoğunluğu barındıran işleri yaşayabilir. Bir şiir yazabilir, bir tiyatro perde oynadığı karakteri hissedebilir. Yıllardır klişeleşmiş şekilde bir içecek firması(adını vermek istemiyorum ama siz tahmin edin) Ramazan’dan evvel evlerimize giren firma oluyor. Türkiye’nin dinamiklerini iyi bilen firma reklamlarını öyle bir hazırlıyor ki, adeta ”Beni almazsan bu Ramazan eksik yaşanır” mantığını bilinçaltına yavaş yavaş yerleştiriyor.

İşte bunlar hep görünen yüzler…

Biz bayramda evet el öpüyoruz, evet küçük çocuklara harçlık dağıtıyoruz, evet bol bol midemize hiç girmediği kadar şeker sokuyoruz ama en önemlisi gönüllerimizin açlığını gideriyoruz. Çünkü, açlıkların arasındaki en soyut, en ilgiye muhtaç ve kendisini insanla hemhal olarak tamamlayan açlık gönül açlığıdır.

Açlık, üç çeşittir.

Akıl açlığı, kitapla-hocayla giderilebilendir. Düşünmek, sorgulamak yöntemler arasındadır. Okumayı, yazmayı gerektirir.

Mide açlığı, yemekle olandır. Yemeyi, içmeyi gerektirir. Yöntemi ise çiğnemek, yutmaktır.

Gönül açlığı ise, ne yenilir ne de içilir. İnsanın insana dokunması gerekir. Ancak o zaman gönüllerin açlığı kapatılır.

Belki de bu çağda en büyük açlık, gönül açlığıdır. Eskiden oturduğumuz evlerde soba vardı. Klima yoktu. Doğalgaz yoktu. Ama o soba etrafında toplanan bir aileler zinciri vardı. Hem soğuk bahane edilirdi, hem de insanlar daha fazla etkileşim haline girerdi. Şimdi haz ve hız bize bütün bu gereksinimleri unutturdu. Mide ve akıl açlığını gider, gerisini unut mottosuyla karşımızda arz-ı endam ediyor.

Hadi…

Sevgili okurum…

Güzel insan…

En yakın gördüklerinle bayramlaş. Bayramı bayramı gibi yaşa. Gönül kirini at. Ara, sor, konuş, ister hasbihal et ister sadece merhaba de, küs olduklarınla barış.

Nasıl bir milleti millet yapan en temel unsurlar arasında ortak bir tarih, yani ortak bir geçmiş, ortak bir dil, yani bir edebiyat/lisan, ortak bir coğrafya barındırıyorsa bir o kadar da o ortak kültürün parçası ve nişanesi olarak bayramları barındırır. Hem dini, hem milli bayramlar bizimdir.

”Bayramlar bayram ola!”

Necdet CURA

03.06.2019

Necdet CURA

Necdet CURA

Manisa doğumludur. Genç yaşta pek çok haber sitesinde yazılar paylaşmıştır. Osmanlı Tarihi, Kültür ve Medya, Denizcilik Tarihi, Şehirler Tarihi başlıca ilgi alanıdır. Siyaset Bilimi ve Sosyoloji gibi alanlarda da çalışmaktadır. Gençler Konuşuyor adlı televizyon programını hazırlayıp sunmuştur. İnternette şiir seslendirmelerine imza atmıştır. Halen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü öğrencisidir.

Döviz Kurları

Satış
USD
ABD Doları
5.7019
EUR
Euro
6.4203
GBP
İngiliz Sterlini
7.1609
SAR
Suudi Arabistan Riyali
1.5203
JPY
Japon Yeni
5.2750
RUB
Rus Rublesi
0.0910
CNY
Çin Yuanı
0.8336